Örgüte katılınır, örgüttekilerin güveni kazanılır ve mümkün olduğunca yüksek mertebeye ulaşmak için çabalanır ki, mümkün olan maksimum bilgiye ulaşılabilsin.
Bunun için görevlendirilmiş bir ajan "suç işliyor" diye derdest edilemez. Bir kere bu mantığa göre ajan örgüte girdiği anda tutuklanmalıdır, zira suç örgütüne üye olmak başlı başına suç teşkil eder. Dolayısıyla, "ajan suç işleyemez" iddiasındakilerin tutarlı olabilmesi için, devletin istihbarat faaliyetine hiçbir şekilde bulaşmamasını savunmaları gerekir.
Bilgi toplayabilmek için güven kazanması ve yükselmesi gereken eleman, mevzu bahis suç örgütü olduğuna göre "suç işlemek" zorundadır. "Haydi, eyleme gidiyoruz" dendiğinde, "Yaa, size söylemeyeyim diyordum ama ben memurum arkadaşlar, gelirsem maaşı keserler şimdi, kusura bakmayın" diyecek hali yok.
"Vay efendim, devletten maaş alan adam devlete/memuruna nasıl saldırır" mantığı mantık değildir. O işi yapan ajan olmasaydı herhalde o pozisyon boş kalmayacaktı, onun yerine bir başkası aynı işi ifa edecek, aynı suç zaten işlenecekti.
"O ajan suçu engellemek için gitmiyor mu?"
Hayır. MİT ajanı mikro ölçekteki suçu engellemek amacıyla çalışmaz. O, Emniyet İstihbarat birimlerinin (ve onların muhbirlerinin) işidir. MİT ajanı makro plan ve bilgilere ulaşmak için çalışır.
Elbette can kaybı yaşanacak bir olayı haber vermesi evladır, ancak onun görevi (dolayısıyla sorumluluğu) bu değildir. Eylem engellemek için verdiği her bilgi kendisini deşifre olmaya yaklaştıracağı için "ihbar edilip, edilemeyecek" eylemler konusunda ajanın muhakemesinden başka riayet edilebilecek objektif veri yoktur.
Bütün bu ön-kabuller, ajan olan keyfince suç işleyebilir anlamına gelmez elbette. Bilgi getirmesi için maaş verilen memurun, "zaruri haller dışında" suça bulaştığı, "suçlu görünümünde ajanlık"tan "ajan görünümünde suçluluk"a geçiş yaptığı tespit edildi ise MİT'in kurum olarak bu elemanı savunacak hali yok. Hatta belki "hukuka" bırakmadan kendisi bile "ilgilenebilir" böyle şahıslarla.
"MİT'e nasıl böyle güvenebilir-iz/sin?"
Emniyet'e nasıl güveniyor-sanız/sam öyle. Telaşa kapılmayınız. Ulusalcılar misali tek vatanseverin kendiniz olduğu, sizin dışınızdaki herkesin hıyanet içinde olabileceği/potansiyel hain olduğu sanrılarına gark olmayınız.
MİT'in içindeki "çürük elmaları" asla teslim etmeyeceği ön-kabulü, Emniyet'in de aynı şeyi yapacağı ön-kabulünden farksızdır. İkisi de devletin kurumlarıdır, ikisinin memurları da verilen görevleri ifa etmektedir.
Bu bağlamda MİT kanunundaki değişiklik de gürültü kopardı. Aslına bakılırsa kanunun değişmeden önceki hali de zaten MİT mensuplarının soruşturulabilmelerini izne bağlıyordu. Değişiklik, yalnızca "özel hüküm-genel hüküm" ayrımını by-pass ederek "yeni kanun" gerekçesini kullananların gerekçelerini elinden aldı.
"Başbakan MİT'e cinayet işletse bile yargılanamazlar"
Mehmet Baransu'nun paha biçilemez vecizesinde vücut bulan bu varsayım elbette teoride müthiş bir hukuksuzluğa kapı açmaktadır. Ancak bu şekilde mantık yürüterek parlamento dahil hiçbir kurumu işletemezsiniz.
Hatırlayın, bundan birkaç sene evvel, (darbeyi AKP'den evla gören) ulusalcı tayfası meclis iradesinin meşruîyetinin de bir sınırı olduğunu ispat etmek (!) için "Meclis, seçimler 20 yılda bir yapılsın kararı verse kabul mü edeceğiz" diye paha biçilemez bir vecize üretmişlerdi.
Baransu'nun mantığının bu mantıktan hiçbir farkı yoktur. Ve bu mantıkla yola çıkarsak emniyetin de elinde istediği zaman vatandaşın hukukunu çiğneyebileceği sürüyle araç vardır. Eğer bu konuda tutarlı ve samimi iseniz anarşist olmalı, "devlet canavarı"ndan toptan kurtulmayı savunmalısınız.
Velhasıl, elbette hiçbir taraf hukuksuzluğu veya "suça müsamaha"yı savunmuyor. Ancak, devletin istihbarî faaliyetini meşru görüyorsak MİT ajanlarının "suça yardım ve yataklık" gibi basit gerekçelerle derdest edilemeyeceği kabul edilmelidir.

